Kendisini yazar değil, ‘yaşar’ olarak tanımlayan, henüz 3 aylıkken yurda bırakılan Sevda Akyüz, yaşadıklarını ‘Devletin Kızı Lülü’ kitabında incelikle anlatıyor. Kaçırılmaması gereken bir kitap!

“Elleme çocuğu, bırak sınırsız hayal kursun, belki onun hayali inandıracak bütün yetiştim diyenleri, mutlu olmanın imkansız olmadığına!” diyor yurtlarda büyüyen Sevda Akyüz. Umudunu, mutlu olma azmini gülen yüzünden okuyabileceğiniz bir kadın o!  Hayallerini, yaşadıklarının çok ötesine taşıyan bir Pembekuş! Ve kendi hikayesini, Hayykitap’tan yayımlanan otobiyografik romanı Devletin Kızı Lülü‘de büyük bir incelikle aktarıyor yaşamın sızılarına ve sevinçlerine dokunmak isteyen okuyucularına…

Sevda Akyüz, Çocuk Yuvası ve Yetiştirme Yurdu’nda yaşanmış anılarını aktardığı bu kitabı kurum bakımına alınmış çocuk ve gençlerin toplum tarafından daha iyi anlaşılması için yazdığını anlatıyor.

1981 yılında Yozgat Yerköy’de doğan Sevda Akyüz, henüz 3 aylıkken 3 kardeşiyle birlikte yurda bırakıldı, 18 yıl boyunca devlet korumasında büyüdü. Üniversitede işletme okudu. 14 yıl Emekli Sandığı’nda çalıştıktan sonra, şimdi görevini Enerji Bakanlığı’na bağlı bir şirkette sürdürüyor. Evli ve iki çocuk annesi… Toplum faydasına konferans, eğitim ve gönüllü sohbetleri yapıyor. Köşe yazıları, deneme, hikâye, şiir ve sözleri farklı sosyal haber siteleri, dergi, edebiyat kültür sanat sayfaları ve kişisel sayfası www.sevdaakyuz.com ’da yayınlanıyor.

Devletin Kızı Lülü’den alıntı

Çocuktuk… Kimse bilmezdi çocuk olduğumuzu.

Anne babasının terk ettiği, onlarca kardeşi olan yalnız çocuklar…

Kim nereli, bilmezdik, biz aynı yerde buluşturulmuş çocuklardık.

Bulunup da kayıp eşya bürosunda sahibini bekleyen eşyalar gibiydi bazılarımız. Nasıl da özlüyordu minik yürekler, hiç de kabul etmiyorlardı unutulduklarını. Ha geldi ha gelecek diye düşünür, sonra yine dalarlardı oyuna, oyuncağa.

Onu dört yaşındayken ablasıyla birlikte yuvaya getiren babasının, “Ben çarşıya gidiyorum, ne istiyorsunuz” dediği ve bir daha da dönmediği;

Ancak on iki yaşında fark ettiği, bit barınmasın diye hep kısacık kesilen kıvırcık saçları yüzünden arkadaşlarının ona hitap ettiği adıyla Lülü… Devletin kızı…

‘Anne’lerimiz, “Anasının avutamadığı, babasının büyütemediği başımda” der, hırsla yıkardı bizi.

Onlarca çocuğun birbirine anne baba, abla abi olduğu, yürekleriyle, vicdanlarıyla sahip çıktığı, hayatta kalma çabasının, ait olma ihtiyacının, özlemin, utancın, korkunun, şiddetin büyük bir sevgi ve dayanışmayla iç içe geçtiği gerçek bir hikâye…